|
Şimdilerde insanlar nasıl organik ürünler vs gibi
her şeylerin aslına, katkısızına, doğalına dönüşün içerisindeyseler,
binalar konusunda da önümüzdeki yıllarda eski evlerden eser kalmayınca -ki
bu çok yakın gibi görünüyor- bu evlerin değerini anlayarak eskiyi arayışa
başlayacaklar.
Gelin hep beraber köydeki evlerin dikkat çekmeyen
özelliklerinden birkaçına bir bakalım. Evlerin bir çoğu birbirinin aynıdır,
neredeyse birbirinin kopyası gibidir. Birkaç tane iki katlı ev bulunmakla
birlikte çoğu “Kıble evi” dediğimiz evlerden oluşur. Ev düzeni
olarak köyde 6/7 çeşit ev olduğunu fakat bunların çoğunun temelde kıble evi
diye adlandırılması, evin ön yüzünün kıbleye bakması sebebiyledir. Bunun en
önemli sebebi ise kuzey rüzgarlarına karşı binanın sırtının dönük olmasıdır.
Bir de avluda eskiden evden ayrı olarak
“Haçeş” (Haçe, bildiğiniz gibi Çerkezcede misafir demektir.
Haçeş de misafirin kaldığı yer demek olarak nitelendirielebilir.) denen
bölümler olur, buralar genelde eve gelen misafirlerin ağırlanması
için kullanılırdı. Peki neden böyle bir şeye gerek duyulmuştu, evde yer mi
yoktu da şimdilerin duş teknelerini andıran hamam bölümünün de içinde
bulunduğu, evden ayrı bir yerde bir göz odaya gerek duyuldu? Bunun
sebebini kısaca şöyle izah edebiliriz; Ev sakinleri sabah erken
kalkar, kahvaltı hazırlığı, çocuk gürültüsü, günlük işler gibi
şeylerle uğraşırlarken, misafirin tüm bu olumsuzluklardan, etkilenmeden
dinlenmesinin sağlanmasıydı.
Dikkatinizi çekmiştir. Köydeki evlerin neredeyse
tamamında misafir odaları, eve yüzünüzü döndüğünüzde sağ karşı
köşededir. Ortada oturma odası, sağ önde küçük oda, sol tarafta da mutfak,
fırın yani hakû bulunur. Bu yerleşim şeklinin neden böyle olduğunu
hiç düşündünüz mü?
Yüksek sesle beraber bir düşünelim. Mutfak, misafir
odasına en uzak pozisyondadır. Genelde rüzgarın kuzeyden geldiğini
varsayarsak, mutfaktaki kokuların misafir odasına doğru gitmesi engellenmiş
olur, yani başta misafir odasında olanlar olmak üzere tüm evde bulunanlar
mutfakta çıkabilecek seslerden en az şekilde etkilenirler. Ayrıca her odada
el, yüz yıkamak için bir yer bulunur, yanında da bir kubğân (İbrik)
dururdu. Bu da temizliğe ne kadar önem verildiğinin bir göstergesi
sayılabilir.
Evlerde bulunan şimdiki adıyla şöminelerde iste et,
peynir kurutulur, şimdi buzdolaplarında saklamaya çalıştığımız fakat kısa
sürede bozulan bazı yiyecekler, mutfağın arkasında bulunan küçük bir
kapısının ve penceresinin bulunduğu, güneş ışığının girmediği kilerde çok
daha uzun süreler saklanırdı. Aramızdan hatırlayanlar olacaktır. Evin
içinde eğilinerek geçilen küçük bir kapı olur oradan mutfağa ve kilere
ulaşılırdı.
Ön tarafta, çeope, (hayat-hol) denen önü açık bölüm
olur odadan odaya buraya çıkılarak geçilirdi. Yani bir odadan bir odaya
geçmek için açık havaya çıkmanız gerekirdi. –Bilim insanları yarın
öbür gün, gün içerisinde insanın dışarıdaki havayla zaman zaman temas
etmesi çok faydalıdır derlerse hiç şaşırmayın- Buralar da pedavra denen
tahtalar ile yarıya kadar kapatılmış durumdaydı, ama şimdi çoğu kişi pedavraları
kaldırıp duvar ile kapatarak çeope yı evin içine dahil etmişlerdir. Daha
sonra da ayakkabıların çıkarıldığı, çıkma denen bir bölüm daha ilave ederek
evler şimdiki halini almıştır. Sıfırdan yeni yapılan evler ise tamamen
farklı inşa edilmekte.
Evlerin bahçelerine bakıldığında meyve ağaçlarını
görürüz. İlk göze çarpanlar, evin hemen önünde üzüm asması, dut, erik,
incir, muşmula, ayva, elma, ceviz, bardacık eriği, nar gibi meyve
ağaçlarından bir veya birkaçı mutlaka yer alır, çoluk çocuğun mevsiminde
meyve yemesi sağlanırdı.
Avluda, harmanda alınan mahsülün depolandığı,
rutubetten korumak için toprağa temas etmeyecek şekilde taşların üzerine
oturtularak inşa edilmiş hambar da bulunur, içindeki bölmelerde buğday,
arpa, yulaf gibi tahıllar depolanırdı.
Bu yazı ile sadece dikkatinizi kaybettiğimiz
şeylerden birine çekmek istedim…
Saygılarımla,
Nurettin
Akçal
|