(Başlarda saldırı tehlikesi olan bölgelere, tampon bölge kurma amaçlı olarak, Ürdün, Şam, Hatay-Reyhanlı, Maraş, Kayseri, Tokat, Amasya, Samsun güzergahı, Anadoluyu ikiye bölecek şekilde ve Anadolu-İstanbul arasında bir bölge oluşturmak için Düzce, Sakarya arası, Balkanlarda da Varna, Köstence kıyılarından Bosna'ya kadar. Trakyada da Çerkes köy. Fakat bu düşüncenin tam uygulanabildiği söylenemez)
İkinci sürgün dalgası ise 1878 yılında Osmanlı-Rus savaşı sonrası gerçekleşmiş ve bu da genelde karayolu ile yapılmak zorunda kalınmış olduğu bilinmektedir. Rusların Balkanlarda Kafkasyalıları istememelerinden dolayı ikinci bir sürgün ile şimdiki isimleri Ürdün, Suriye, İsrail gibi yerlere gönderilmişlerdir.
Balkanlardan Kafkasyalı olmayan yerli halkın da göç etmek zorunda kalmaları sonucu, Razgrat, Şumlu, Osmanpazarı, Bosna gibi yerlerden gelenler köyümüze tahminen 1900-1905 yıllarında yerleştirilmişlerdir.
Bu bilgiler ışığında köyümüzün kurucularının gelişlerinde hangi yolu izlemiş olabileceklerini düşünürsek, ilk sürgün dalgası olan 1864 yılından sonra gelenler, daha önce İdriskoru, Hacıköy gibi yerleşkeler ki köylülerimiz geldiklerinde buralarda misafir olarak kaldıkları anlatılmaktadır. Bunu göz önünde tutarsak, ikinci grup ile geldiklerini düşünebiliriz. Burada da doğrudan Kafkaslardan mı yoksa Balkanlar üzerinden gelenler ile mi gelindiği net değildir. Balkanlardan ikinci kez sürgün edilenlerin çoğunun ortadoğuya gönderilmelerinden ve köyümüzden Ürdün'e giden ailenin bulunması nedeniyle de bu gurubun içerisinde yer almış olabilirler.
Köyün eski adı hakkında genel kanı Beceş koy'dır. Fakat araştırmalarım sırasında “Yedıpsıkoy” adına da rastladım. Hangisinin doğru olduğunu veya iki ayrı yerden gelenlerin mi oluşturduğunu net olarak bilinmemekle birlikte, köyümüzde Bjeduğ ve Abzah ailelerinin olması da iki ayrı köyden gelinmiş olabileceğine işarettir.
Yaşanan bu sürgünlerin üzerinden bir-iki kuşak sonra doğmuş olmalarına ramen, yaşlı insanlar (yaşı 70-80 olanlar) ile görüşüldüğünde neyazık ki hiç bilgileri olmadıklarını fark ediyoruz.
Yaşlı insanların genç nesillere geçmişi anlatmamalarından dolayı, kayıtlardan ulaşamadığımız bilgilere sözlü olarak da ulaşamamaktayız. Yani yaşlılarımız dedelerinin nerelerden nasıl geldiklerini öğrenememişlerdir.
Günlük hayatımızın akışına kapılıp ta ihmal ettiğimiz birçok şeyden biri de geçmişimiz hakkında çocuklarımıza bilgileri aktarmak. Çocuklarımız, torunlarımız iki kuşak sonra hangi köyden şehire göç ettiklerini bile hatırlamayacaklardır. Lütfen çocuklarınıza, geçmiş ile ilgili tüm bildiklerinizi anlatmaktan kaçınmayınız.
Nurettin Akçal - Nisan 2006
Geri |